uyuyan salyangozlar kenti PDF Yazdır E-posta
Yazar oktay   
Pazartesi, 31 Ağustos 2009 00:27
01.06.2009

uyuyan

İş verme bana,  günümde değilim. Asgari ücret artı bir çift çıplak bacak. Yeter ki gözümüz doysun, bedava da çalışırız.  
Kumunuz kulaklarıma doluyor bayım, üfleseniz düşeceğim kendi gölgemin üstüne. Açım ve terliyorum. Tükrüğüm nazlanıyor dilimi ıslatmaya. Bardakların şıngırtısına çiftetelli oynardım , sen o şemsiyenin altına dikmeden önce beni.
Hey, bütün çözümler kendisindeymiş gibi konuşan adam. Bizim hayatımız değişmiyorsa, niye ilgilenelim turizm gelirinizin artmasıyla ?  
Hangi dövmeyle yazmalı bedenime, nereme, konuşsa ya, şekiller, benim yerime. “special today, just for you”. Ejderi severim.
Burnumu karıştırmıyorum hayır, seni düşünüyorum, rodos ağacının gölgesindeki.  İğreniyorsun biliyorum, o Hollandalı’nın ayakkabısına cila çeken adamdan, palyaçoluk bari yapmıyor diye.
Yorganımı çöp işçileri götürdü, parktaki sığla ağacının altında kaşıyorum göbeğimi şimdi, ödediğiniz vergilerle sulanan. Ben kötü hemşeri, iyi yurttaş, son vergimi Sarıana Parkı’na ödedim, içinde dün yediğim karpuzun çekirdekleri.  
Yoldan çevirdiğim adam İrlandalıydı, bildim. Telaşla uzaklaşmasaydı Boby Sands’i soracaktım, Irish combatant, belki el sıkışmıştır onunla. Sözümün sonunu getirebilseydim, tükürdüğü yeri yeşerten bir adamla tokalaşacaktı.
Okumayı istemedim. Sırf tanrının kelamı “ıkra” ile başlıyor diye. Sonra asker olmayı da. Her emir eksiltir bizi. Gambit, çölde bir kertenkele, kuyruğuyla oynayan.
Beyaz çantalı güzel bayan, demek Ata’yı çok seviyorsunuz, istemiyorsunuz ortaçağ karanlığını. Ama, cehaletin yoksulluktan geldiğini yazan kitaplar okumuyorsunuz bir zamandır.
Sezon açıldı. Durmadan bakıyorum Yalancı Boğaz’a, nerde kaldı beni götürecek gemi. Kulaklarım kumunuzla tıkalı, duyamam belki sireni. Yırtacağım bir gün biliyorum, kısmetim güverteden el sallayacak, kefenimi.
Şipidik şipidik terlikler ayaklarımda, bacaklarım çarpık, anasının karnında unutulmuş bir bebek siparişi vardı, yan masadan, buzlar erimedi daha rakının rahminde, artıkları bana kalacak.
Gülümsememi satın alamazsınız bayım, nezaketimi. Onu ancak bana gülümseyen bir dünyaya verebilirim.
Çıkmayın o köprünün üstüne boşuna, hiç bir yere geçemezsiniz. İddiası yeni bir dünyaya bağlamaksa sizi, yalan, altında uyuyorum, üstüme çökecekti, hala bekliyorum.
Tasalıyım biraz. Annem. Tırnakları hiç uzamamış kabrine girdikten sonra. Eksik kaldı kiremitleri sırtımdaki kulübenin.
Kirli sakalımın arasında kımıldayan çıplak et parçaları, vallahi dudaklarımdır. Altta tek bir dişim kaldı. Dünyadan ipini çözüp demir alırsan iskeleden, ona bağla, ardınsıra çek, sızlıyorum çünkü.
Yastığım kumdan, yorganım denizden. Tilki uykusunda, ayışığını bekliyorum. Üzerime uzansın, denizi  buruşuk bir çarşaf gibi üstümden, çektikten sonra. Ayışığı ve gizem, süzülsün dağların teri, berfaçiya, sırtıyın koyağından.
Ararsan biliyorsun nasıl bulacağını beni. Sürünürken ardımda kalan sümükten kaydır bakışlarını. Mutlaka bir çalının dalında zaman onarmaktayımdır.
Dün kumdan kale yapıyordum sahilde, duvarını kendi etrafıma ördüm. Ne kadar güzel bir duygu, yapıların yıkılabilir olması, bayrağıyla birlikte
Filitresine kadar içmeyin, bana sunmak istediğiniz izmariti. Sonra, güneş gözlüğünüzü çıkarın, göreyim kalbinizdeki kiri. Oyuklarına dökeceğim külümü. 
Hey bu yazıyı yazan adam! Boşuna paraleller çizme bakışıma yaklaşmak için. Boşuna hatlarımı kesen eğrilerden medet umma. Gece yumuşak yatağını özlüyorsun ya, ne kadar da yamuk baksan dünyaya, benim gördüğümü göremezsin işte.
Hiç bir miras bırakmayacağım, alnımdaki keser kaçığından ve inat tüylerinden başka. Oyunum evliyadan sayılma üzerine, ve seyircisiz. Yıldızlı bir gecede akıp gittiğimi sanacaklar, halbuki ben bu plajda, salyangozlarla uyuyor olacağım.
Çarşamba, 30 Haziran 2010 11:23 tarihinde güncellendi