GÜNEŞKENT PDF Yazdır E-posta
Yazar oktay   
Pazartesi, 31 Ağustos 2009 22:52

 

 ssz

 

Açıkta çalışıyorum. Sıcak mı sıcak. Güneş sanki gökyüzüne çivilenmiş. Tepemden defolup gitmesini bekliyorum. Tenim amele yanığı. Gün boyu ağaçların gölgesini ölçüyorum. Dünya batmasın güneş batsın. Ben ikindide yaşıyorum. İş paydos olacak. Divana uzanacağım. Aklım ekmekte değil suda değil, uyuklayacağım..

İstiyorum ki, uzun sürsün geceler. Şafak yavaştan alsın. Sabırsızlananlar var, biliyorum, bekliyor ingiliz kahvaltısını.  Biz aynı apartlarda yaşıyoruz. Ama  konuşuyoruz farklı dillerden. Onlar tatilde, ben işteyim. Farklı güneşlerde terliyoruz.

Güneşi eksik doğan ülkelerden gelenlerle dolu her yer. Oralarda güneş, sisten bir tülün ardında, yüz vermezmiş kendi kentine. Turistler. Alıp kağıttan beyaz derilerini getirmişler kuma sermeye. Bedenleri güneş emiyor. Kemiriyor güneş bedenlerini, bana mısın demiyor. İstiyorlar ki, hep asılı kalsın yukarda. Yoksa neyin tutsağı olacaklar, tuzun tadından başka.

İnce bacakların üstünde göbekten ve pala bıyığından ibaret değil adam. Bildiği bir şeyler var. Fürth’ten gelmiş, solarstadt, güneşkent, kentimizin kardeşi. Bize benziyor. Yanında uzundan uzun arkadaşları, dallarında uzman . Yenilenebilir enerji. Tutku gibi. Algida gibi. Erimeyin, yenilenirsiniz.

            Bulutların gölgesi güneşi örter. Tepeler yağmur çağırır. Ben Sera’da dinlenirim. Derimi güneşe sermek değil, işi sermek niyetim.

Bu kent ağzını açmış bekliyor. Gelsin daha çok gemi, daha çok gemi. Limanı, denizin gırtlağını sıkıyor. Kıymeti yok, harcanmayan hiç bir şeyin. Bir tek soru var, önemli. Gelenler, neyime müşteri ?   

“Güneşi  emdirmeyin” diyor adam, “yansıtın”. Toplayın veya. Hayatın devamlılığı için. Veya saklayın kurduğunuz aynalarda. Çatılarınızı güneye çevirin, kapılarınızı doğuya. O, petrole bulanmış martıyı unutmayın. Veya ağlayan Iraklı çocuğu hatırlayın önce. Güneş işte, kimsenin mülküne girmez. Tükenmez.

            “Güneşin altında yeni bir şey yok” aslında. Ağaçlar giyinirken soyunur insanlar. Change exchange, kabuk değiştirme sezonu. Kıvrıla kıvrıla yürür sokaklarda. Deri deriye sürtünür, deniz, kumuyla yatar. Ter terle çoğalır, zaman, belden aşağıya akar. O kalabalık, geceleri, biner tekneye, bağırsak turuna çıkar.

Belki bir metal işçisi belki tarlada pancar kazan bir köylüdür Britanya’da. Ama bana bakmıyor bile, attığı izmariti yerden aldığımda. O tatilde, ben işteyim. O gölgede, ben güneşteyim

Yüzünde yalaka bir gülümseme “bir ihtiyacınız var mıy dı” diye soruyor. Sağ gözü sol gözüne güvenmiyor  soranın, gölgesi bile, ardından gitmiyor. Bir varmış bir yokmuş tuzu değil güneşi kokmuş. Dilleri cüzdanlarından sarkıyor. Bütün yağmurları dindiğinde, bu kenti, sevdalıları satıyor. Vazgeçtim yakamozlarını seyretmekten. Canım gölgeden başka ihsan istemiyor.  

 Almanca konuşuyor ama ben anlıyorum nedense. Bir şeyler fısıldıyor adam. “Sera’da gaz kaçağı var” diyor. Karbon salınımı.  “Günışığı ona çarpıp geri dönüyor”. “Görmüyor musunuz kardelenler ölüyor”. Çok duydum çok dinledim, her seferinde ezberim bozuluyor.

  Güneşin altında yeni bir şey yok. Ağaçlar soyunur giyinir insanlar. Güneşin sarısını yapraklar çalar. Konuklar yollanır, gemiler gider. Bu kent, ağzını açmış bekler. Utanmasa yoklayacak ceplerini gidenlerin. Kalmış mı üç beş kuruşu, var mı elinde hediyesi. Şehir gırtlağını temizler. Uzaklaşır siren sesi.

Sayın bayım, her Gerdenitsch, solar şehri Fürth’e selam söyle. Turist, verecek şeyi olanmış. Bir ülke var ki, orda, güneş böyle solarmış.

Velihassle güneşkent, sincity.. Beni tanımazsın, kaldırımlarını traş ediyorum bir zamandır. Ellerimle yokladım, bütün hatların rütuşlu, bütün renklerin makyaj. Yağmurlar yağsın, boyaların aksın, bana öyle yaklaş. Oynadın rolünü perdeyi kapattın. Döndün kendi ıssızlığına. Sormadın hiç kimseye var mıydı yemek paran, içine tüneyecek kümesin. Artık bir sor kendine sen kimdin neydin nerdesin.

.

 

 

Cuma, 02 Temmuz 2010 21:03 tarihinde güncellendi